Anasayfa 10 Manşet 10 BİR SİVİL TOPLUM ÖRNEĞİ OLARAK HILFIL FUDUL
BİR SİVİL TOPLUM ÖRNEĞİ OLARAK HILFIL FUDUL

BİR SİVİL TOPLUM ÖRNEĞİ OLARAK HILFIL FUDUL

Hılfılfudul:
İslam tarihinde ve peygamberimizin hayatında hılfılfudul’un çok önemli bir yeri bulunmaktadır. Hatta peygamberimiz bir hadisinde “Abdullah b. Cudan’ın evinde bir sözleşmeye şahit oldum ki, Kırmızı develere sahip olmaktan daha çok sevindim. Eğer şimdi de böyle bir sözleşmeye çağrılsam gene de katılırım.”
Peki peygamberimizi bu kadar mutlu eden bu olay nedir. Hılfılfudul; Mekke’nin bazı ileri gelen kişilerinin yapılan haksızlığa karşı aralarında birleşerek karşı çıkmaları ve zayıf kişileri korumalarıdır. Hılfulfudul; erdemli kişilerin kötülüğe karşı mücadele edeceklerine yemin etmeleridir. Hılf, kelime anlamı olarak; suni dayanışma demektir. İttifak, antlaşma anlamına da gelmektedir. Bir çok bakımdan halif, müttefek ve korunan komşu, kabile veya oymağın üyesi gibi muamele görür. Hılf veya tehaluf eşit kimseler arasında da olur. Nevar ki daha çok zayıf bir kimsenin güçlü bir kabilenin himayesine girmesi şeklinde görülür. Hılfılfudul; Ficar savaşlarından dört ay sonra gerçekleşti.
Hılfılfudul adıyla anılmasının nedeniyse; Araplar arasında bu isimle anılan bir çok antlaşmanın daha önce yapılmasıydı. Bunlardan en meşhuru; Curhum kabilesinin Kureyş’ten önce böyle bir antlaşma ve dayanışma yapmasıydı. Bunlar; Fadıl b. Fudale, Fadıl b. Vedea ve Fadıl b. Haris isimli Curhum kabilesinin ileri gelen kişileridir. Bu kişilerin isimleri Fadıl olduğundan bu harekete de fadılların ittifakı anlamında hılfılfudul adı verilmiştir.
Kureyş kabilesi de buna benzer bir oluşum gerçekleştirince, daha önce bu Fadılların yaptığı kötülüğe karşı birlikte mücadele etme yeminine benzettiklerinden ve Fadılların Yemini anlamında Hılfılfudul adını vermişlerdir.
Hılfılfudul, cahiliye döneminde yapılan en önemli antlaşmadır. Hılfılfudul, başka bir deyişle erdemliler birliği, Cetani’nin anladığı gibi haksızlığa karşı genel bir birleşme değil, belli kişilerin yaptığı bir eylemdir. Bazı tarihçiler de hakkı sahiplerine iade etmek, zalimin mazlumu ezmesini engellemek için aralarında anlaştıklarından bu isimle anıldığını söylemişlerdir.

Olayın Gerçekleşmesi
Yemenli Zubeyde kabilesine mensup bir kişi, Mekke’ye satmak amacıyla getirdiği eşyaları As b. Vail es-Sehmi satın aldı. Daha sonra parasını vermeyi red etti. Yemenli satıcı, As’dan parasını almak için Mekke’nin güçlü kabilelerinden olan Abduddar, Mahzume, Curh, Sehm ve Adi b. Kaab kabilesinin reislerinin yanına gitti. Fakat bunlar As’a karşı kendisine yardım etmeyi kabul etmediler. Çünkü As; Mekke’nin güçlü şahsiyetlerinden birisiydi. Ona karşı çıkmaları bir kabile savaşına yol açabilirdi.
Bunun üzerine Zübeydi; güneşin doğduğu bir sırada Ebu Kubeys dağına çıkarak uğradığı haksızlığı belirten bir şiir okudu ve Mekke’lilerden (Özellikle en soylusu olan Kureyş’den) yardım istedi. Zübeydi şiirinde şunu söylüyordu.
Ey Fihr (Kureyş Kabilesinin diğer ismi) Oğulları
Mekke’nin ortasında, memleketimden uzak
Garip ve mazlum kimsenin eşyaları nerede.
Muhakka ki Allah’ın evi
Şerefli insanlara layıktır.
Zalimler burada barınırlarsa
Burada Allah’ın evi olduğunu kabul etme.
Zübeydi, şiiri okuduğu sırada Kureyşliler Kabe’nin etrafında oturuyorlardı. Bunun üzerine, Kureyş kabileleri hılf (yani zulme karşı dayanışma) için bir araya geldiler. Toplandı; Abdullah b. Cudan’ın evinde yapıldı. Bu ittifaka; Beni Haşim, Beni Muttalib, Esed b. Abdiluzza, Zuhre b. Kilab, Teym b. Murre kabileleri katıldı. el-As; bu kadar Arap kabilesini karşısında görünce Zebeydi’nin parasını vermek zorunda kalır.
Araplar arasında hılf geleneği aslında kökü eskilere kadar uzandığı gibi daha sonraki dönemlerde de bu konu gündeme gelmiştir. İbn-Hişam’ın daha sonraları hılful Fudul’a yapılan bir başvuruya dair anlattığı bu yorumu doğrulamaktadır. Muaviye’nin yeğeni Medine valisi Velid b. Utbe b. Ebi Süfyan ile Hz. Hüseyin arasında bir mal konusunda anlaşmazlık oluştu. Velid, siyasi gücüyle bu konuyu kendi lehine çözerek malı gasp etti. Bunun üzerine Hz. Hüseyin Hılful Fudulu göreve çağıracağı tehdidini yaptı. Velid, eski bir birliğin tekrar canlanabileceği korkusuyla hakkı teslim etti.

Sivil Tepki ve Haksızlığa Karşı Örgütlenme
İslam Tarihinde çok güzide bir yeri olan Erdemlilerin dayanışması diye de kendisinden bahsedilen hılful Fudul, aslında bir sivil insiyatif ve tepkidir. Peygamberimizde bu oluşumda yer alarak, iyi ve güzel olan herşeye katılabiliceğini göstermiştir. Hatta Peygamber olduktan sonra da böyle bir şeye çağrılsa tekrar katılacağını söyleyerek, haksızlığa karşı örgütlenmeyi savunmaktadır.
Şu iyi bilinmelidir ki, bir toplumda haksızlık, zulüm ve hortumlama yaygınsa; o toplumda iyi kişilerin kötülere karşı örgütlenmedikleri ve tepki ortaya koymadıkları anlaşılmaktadır. Tepkiyi ortaya koymanın yoluda sivil insiyatiften geçer. Bu günkü modern demokratik toplumlarda sivil oluşumlar, toplumda ve devlet hayatında önemli bir yer tutarlar. Fakat bizim ülkemizde maalesef bu tür hareketlerin sayıları sınırlı ve güçleri zayıftır. Bir toplumda haksızlığa uğrayan insan sayısı çoğaldıkça o toplum çabuk çözülür.
Şerif Mardin sivil toplumun şehir adabı ve şehir hayatının beraberinde getirdiği haklar, yükümlükleri ifade ettiğini belirtir. Karşıt anlamı ise gayrımedinidir. Yoksa bazılarının yanlış kullandığı gibi karşıt anlamı askeri toplum değildir der. Sivil toplum etrafınad kümelenen tarihi ve felsefi kavramlar ise Hegel’in ve Marx’ın kullanımlarında ortaya çıkmıştır. Böylece kavram
1- Medenilik anlayışı
2- Batı Avrupa’nın toplumsal tarihinde çok önemli bir sosyal tarih aşaması
3- Tarih felsefesi alanında bir tartışma ile ilgili olduğu

Avrupa’da Sivil Toplumun Doğuşu
Avrupa tarihindeki sivil toplumun doğuşunu Feodalite dönemine, yani ortaçağa kadar uzatabiliriz. Batı Roma imparatorluğunun yıkılması (476) ve Avrupanın siyasal birliğinin bozulması üzerine büyük bir kargaşa yaşandı. İşte bu boşluğu derebeyler doldurmaya başladılar. Avrupa’da şehirlerin gelişmesiyle ticaret de gelişti. Feodel beyler, bu zenginliklerden yararlanmak istediler. Fakat bu zenginliklerden yararlanmak için, mekanizmasını ve işleyiş şeklini bilmedikleri bu durum karşısında tüccar, esnaf ve halkla anlaşmak zorunda kaldılar. Böylece ortaya bir uzlaşma çıktı. Feodal beyler, zayıf halkı koruyacak ve bunun karşılığında da yeni kaynaklardan yararlanacak ve servetlerini artıracaklardı.
Sivil toplum, bir medeniyet ölçüsü olarak alabiliriz. Batıda sivil toplum, kralların sultasından kurtulma demektir.

Türkiye’de Sivil Toplum
Bizde sivil toplum pek gelişmemiştir. Bunun nedenleri;
1- Osmanlı devletinde birey olma ve vatandaşlık şuuru tam oluşmadığından bu tür fikirler bize çok sonra geldi. Osmanlı devletinde birey değil toplum, vatandaş değil vatan (yani devlet) önemliydi.
2- İslam öncesi Türk anlayışında ise devlet kutsaldır. Yöneticiler herşeyin doğrusunu bilirler ve karalarında sorgulanamazlar düşüncesi egemendi. Bu düşüncenin kaynağı ise Türkler’deki Kut anlayışına uzanmaktadır. Kut anlayışına göre hanedan üyelerine yönetme yetkisi tanrı tarafından verilmiştir. Dolayısıyla yöneticilere karşı çıkma, bir ölçüde de tanrıya karşı çıkma ile eş anlamlıdır.
3- Yeni kurulan Türk devleti Osmanlıların bir çok kurumlarını ve bakış açısını ortadan kaldırırken ve hatta bununla savaşırken, halkın orduya verdiği peygamber ocağı ismini değiştirmediği gibi bunu desteklemiştir. Bu düşünceyi desteklediği “Mehmetçik” kavramını ön plana çıkartarak göstermiştir. Bilindiği gibi Mehmetçik, küçük Mehmet anlamına gelmektedir. Bu da Türk halkının Peygambere duyduğu saygıyı göstermektedir. Devlet, halk desteğini alma ve yaptıklarının meşrulaştırılması için bu kavramı kullanmada bir sakınca görmemiştir. Her ne kadar Türk laiklik anlayışına aykırı da olsa bunu kullanmada kendilerini zorunlu hissetmişlerdir.
3- Türkiye’de, her şey milli çıkar kavramı etrafından şekillenmektedir. Batıda milli çıkar denildiğinde birey ve grup ortaya çıkarken, bizde milli çıkar denildiğinde devlet ve kollektiflilik akla gelir.
4-Ülkemizde halka ve birey özgürlüğüne sahip çıkan bir aydın grubunun gelişmemiş olması
5-İslam düşüncesinde devlete kutsiyet izafe edilmesi ve devlete karşı çıkılmasının yasaklanması. Bunu ulul emre itaat adı altında alimler formlamışlardır. Ayrıca, her aykırı sese fitne çıkarma bahanesi ve peygamberimizin fitneye karşı yaptığı uyarılar gösterilerek karşı çıkılmıştır.
6- Ülkemizdeki sivil toplum oluşumlarının çoğu da devlet desteğiyle ortaya çıkmıştır. Örneğin sendikalar, Serbest Cumhuriyet Fırkası, Türk Hava Kurumu, Mehmetçik, Polis Dernekleri ve benzeri gibi bir çok dernek ve vakıflar devlet destekli veya kurumların yan kuruluşları olarak ortaya çıkmıştır. Bu ceberrut devlet anlayışının bir tezahurudur. Yani sivil toplum kuruluşlarını da gerekirse ben yapacağım anayışıdır. Sizin bir şey yapmanıza gerek yoktur. Siz sadece muti ve sadık bendenler olun yeter mantığıdır. Bir Türk büyüğünün sözü bu düşünceyi özetlemektedir. (İhsan Sabri Çağlıyangil) “Eğer gerekiyorsa Komunist Partisini’ni de biz kurarız.”

Sonuç Olarak
Bütün bunlardan çıkaracağımız en önemli sonuç, islamın ve peygamberimizin aslında bir sivil insiyatif hareketini destekledikleri, fakat iktidar sahiplerinin gücü paylaşmak istemediklerinden buna karşı çıktıklarıdır. Hz. Hüseyin örneğinde olduğu gibi böyle bir halk gücüne karşı sultaların korktuğu ve onu boğmak için ellerinden gelen her türlü çabayı saf ettikleridir.
Ülkemizin daha müreffeh ve daha yaşanılır olması ayrıca, haksızlıkların, hırsızlıkların azalmasının yolu sivil insiyatiften geçer. Devlet yöneticilerinin de aslında ülkenin geleceği için bunu desteklemeleri gerekmektedir.

İBRAHİM HALİL ER

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

kadikoy escort adana escort adana escort diyarbakir escort diyarbakir escort mersin escort elazig escort sivas escort sivas escort erzurum escort erzurum escort didim escort corum escort tokat escort porno izle porno izle sikiş izle hd porno izle konulu porno gaziantep escort